DM 28-29

Devrimci Marksizm’in 28. sayısı, AKP’nin tek adam rejiminin inşasını hızlandırdığı, 15 Temmuz darbe girişimini fırsat bilerek kendi karşı darbesini örgütlediği bir ortamda, uzatılmış olağanüstü hal koşullarında çıkıyor. Her meslekten on binlerce insanın sorgusuz sualsiz işten atıldığı; kitle eylemlerinin yasaklandığı; işçi sınıfını köleleştirecek yeni yasaların çıkarıldığı; OHAL fırsatçılığıyla işçi eylemlerinin ve emek örgütlerinin baskı altına alındığı; Kürt hareketine saldırıların yoğunlaştığı; parti eşbaşkanlarının ve milletvekillerinin tutuklandığı; hapishanelerde ve gözaltında işkencenin yeniden başını kaldırdığı bir dönemdeyiz. Alevilere, kadınlara, doğaya yönelik saldırıların da arşa tırmandığı bir karanlığın içindeyiz. Bütün bunların üzerine “Yenikapı ruhu” adı verilen bir “milli mutabakat” şalı örtülüyor. Basın üzerindeki baskı görülmemiş düzeylere ulaşıyor. Gülen cemaatinin yayın organlarının yanı sıra, Kürt basınından sosyalist solun teori ve kültür yayınlarına kadar uzayan bir dizi kapatma kararıyla karşı karşıyayız. Özgür Gündem, Azadiya Welat ve imc tv gibi kitlelere hitap eden medya organlarının kapatılmasından sonra sıra cumhuriyet dönemi düzenin asli unsurlarından biri olan Cumhuriyet gazetesinin baskı altına alınmasına geldi. Bu yolun nereye çıkacağını, ortaokul öğrencisinden seksenlik emekliye kadar bu ülkede yaşayan herkes az çok kestirebiliyor. Erdoğan rejimi kesinlikle tehlikeli, savaş düşkünü, yırtıcıdır. Fakat hedefine ulaşmak için geçmesi gereken yol da engellerle doludur. Özellikle dış politikada, “Osmanlıcı” çizginin başarısızlığı giderek netleştikçe, sert ve ani dönüşler, manevralar kaçınılmaz hale geliyor. Erdoğan, hedefine kararlılıkla yürümek bir yana, aslında son derece kaygan bir uluslararası zeminde ve sürekli değişen ittifaklar ortamında dengesini sağlayıp ayakta kalmaya çalışıyor. Dolayısıyla, şu an en büyük hata “gidişatın” kaçınılmaz olduğunu zannetmek, sınıf mücadelesini boşlamak olacaktır. Tüm sosyalistlerin ve devrimcilerin, başta Marksistlerin, omuzlarında büyük bir tarihsel sorumluluk taşıdıklarını bilmeleri gerekir.

En genelde, yaşananların arka planında, halen çeşitli evrelerden geçerek devam eden yeni büyük depresyon bulunuyor. Böyle büyük bunalım dönemleri, bu dergide sıklıkla vurgulandığı üzere, burjuva siyasetinin “normal” sayılan kurumlarının aşındığı, hem sağda hem de solda daha radikal konumlardaki aktörlerin önünün açıldığı dönemlerdir. Buna bağlı olarak siyasal mücadeleler sertleşir, büyük kırılmalar yaşanır. Türkiye’de olup bitenler, Macaristan’dan Filipinler’e, Ukrayna’dan Fransa’ya, Hindistan’a ve ABD’ye kadar tüm dünyada karşılaşılan faşizan, proto-faşist veya “aşırı sağ” yükselişin bir parçasıdır. Kapitalizmin en baskıcı, gerici, irrasyonel unsurları zincirlerinden boşanmıştır.